İş Etiği Kar Getirir mi?

İş Etiği Kâr Getirir mi?

Başlığı aslında tersinden de sorabiliriz: İş etiği zarar ettirir mi?

Uluslararası ölçekte yapılan tüm saygın çalışmalar, etik kodları kurumsal yapılarının bir parçası haline getiren şirketlerin kârlılıklarını artırmakla yetinmediklerini, büyümelerini de sürdürülebilir kıldıklarını; ve bunun da ötesinde yasal ve sosyal risklerden de hızla uzaklaşabildiklerini ortaya koyuyor…

Tamam iş yaparken etik kodlara uygun davranacağız ama peki bu kârımızı nasıl etkileyecek? Bu soru iş dünyasında herkesin kafasının bir yerinde dönüp duruyor ve doğru kanalların açılabilmesi için yanıtlanması da giderek daha büyük önem kazanıyor. Herkesin her şeyden haberdar olduğu, mekan, sınır ve mesafelerin iletişim araçları sayesinde giderek önemsizleştiği küresel dünyamızda iş etiğini her zamankinden daha fazla konuşuyoruz. İş dünyası artık sadece kâr amacı ile değil, farklı motivasyonlarla da hareket etmesi gerektiğini çeşitli örneklerle görüyor.

İş etiği ilkelerine uygun en önemli kavramsallaştırmalardan biri de hiç kuşkusuz “Sürdürülebilir Büyüme”. Kısaca, sadece bugünkü kısa dönemli kârları değil, sosyal ve çevresel etkinizi de kontrol ederek uzun dönemli getirileri ön plana alan sürdürülebilirlik yaklaşımı giderek daha fazla ve yoğun olarak iş dünyasının gündemine giriyor. İş insanları, küçük ama sürdürülebilir kârların, kısa süreli, yüksek ama riski büyük kârlardan daha önemli olduğunu görmeye başlıyor.

Sonuç olarak, kıyasıya bir rekabetin sürdüğü günümüz iş dünyasında etik değerlere önem verilerek iş yapmanın, sürdürülebilir büyümenin doğruluğu konusunda herhangi bir şüphe yok ama bu duruşun kısa, orta ve uzun dönemli pratik faydaları konusunda çoğu zaman yeteri kadar vurgu yapıldığını söylemek kolay değil. Peki, iş etiğinin yukarda bahsettiğimiz faydaları somut verilerle de ortaya koyan çalışmalar mevcut mu? Gelin biraz bu araştırmalara bir göz atalım hep beraber…

Kârın Sürdürülebilirliği, Sürdürülebilirliğin Kârı

İş dünyası ve uyum konularında uzmanlaşmış Kanada merkezli Environics International’ın 23 ülkede 25.000 kişi ile yaptığı bir araştırma, katılımcıların %50’sinin şirketlerin etik davranışlarına ve faaliyetlerine özel bir dikkat gösterdiklerini ve ürün ve/veya hizmeti seçerlerken de bu konunun tercihlerini değiştirebileceğini ortaya koydu. Üstelik yine araştırmaya katılanların %20’si, etik dışı davranışları ile öne çıkan şirketlerin ürün ve hizmetlerini özellikle tercih etmediklerini belirtmişler. Bu veriler, etik iş yapmanın öyle çok uzun vadeye gitmeden, kısa vadede bile satış ve kârın artmasını sağlayabileceğini gösteriyor. Tabii tam tersi de doğru: İş etiği ilkelerine uygun olmayan kararlar ciddi ve geri dönülmesi çok zor izler yaratabiliyor; müşterilerin satın alma davranışlarını bazen geri dönüşsüz bir şekilde etkileyebiliyor.

Bu konuda yapılan en önemli araştırmalardan biri de Birleşik Krallık İş Etiği Enstitüsü (IBE – Institute of Business Ethics) tarafından yapılmıştır. Etik şirketlerin yerleştirmeye çalıştıkları etik şirket kültürü dolayısıyla çok daha kârlı olacağını öne süren araştırmanın sonuçları Simon Webley ve Elise More’un “İş Etiği Kâr Getirir mi?” (Does Business Ethics Pay) kitabında yayınlandı (http://www.ibe.org.uk/userfiles/doesbusethicpaysumm.pdf)

FTSE 350 Endeksi’ndeki şirketler örnek alınarak yapılan araştırmada Etik Kültürü olan şirketler, olmayanlara göre üç finansal değerlendirmede belirgin şekilde öne çıkmış durumda:

  • Piyasa katma değeri (MVA)
  • Ekonomik katma değer (EVA)
  • Fiyat/kazanç oranı

Yine araştırmaya göre, iş etiğine uygun hareket etmeyi taahhüt eden şirketler, bu tür bir taahhütte bulunmayan şirketlere göre kâr/ciro oranında %18 daha yüksek bir kazanç elde ediyorlar.

Benzer şekilde araştırma sonuçları, iş etiği koduna sahip olmayan şirketlerin kullanılan sermaye dönüşünde bir değişiklik gözlemlenmezken, kodları kurumsal yapısına entegre eden şirketlerde bu oran ortalamada %50 gibi bir orana ulaşıyor.

Çıkan sonuçlara toplu olarak baktığımızda iş etiği kurallarına sahip olan şirketlerin, olmayanlarına göre ortalamanın üstünde yer aldığını açık bir şekilde görebiliyoruz. IBE’nin araştırması şirketlerin etik iş yapmaları ve etik kurallarının olmasının sadece daha kârlı değil ayrıca bu kârın sürdürülebilir olduğunu da verilerle ortaya koyuyor aslında.

Bu İşin Bir de Cezaları Var

Etik iş yapma biçimlerinin sonuçları üzerine, önemli çalışmalardan biri de uluslararası danışmanlık kurumu “Etisphere Institute”un, her yıl yayınladığı “Dünyanın En Etik Şirketleri” (WME – The World’s Most Ethical Companies) listesi. Etisphere Institute’un kurucu ortağı ve Corpedia’nın CEO’su Alex Brigham da finansal sonuçların, açık bir şekilde etik olmanın aynı zamanda kârlı olmak anlamına geldiğini iddia ediyor.

Alex Brigham’a göre beş yıllık bir dönem içerisinde “Dünyanın En Etik Şirketleri” listesinde yer alan şirketlerin hisseleri %102 değer kazanırken, aynı dönem içerisinde S&P 500 Endeksi’nin sadece %26 artış kaydettiği göz önüne alınırsa, etik değerlere önem veren şirketlere yatırım yapmanın neredeyse 4 kat daha kârlı olduğu ortaya çıkıyor.

Aynı şekilde kimi zaman etik iş ilkelerine uymamanın verdiği zarar devletin verdiği cezalardan çok daha sert olabiliyor. 2002 yılının sonlarında ABD’nin en güçlü 10 aracı kurumu ve yatırım bankası kasıtlı olarak yanıltıcı bilgi vermesinden dolayı cezai soruşturmadan kurtulmak için 1,44 milyar dolar ödemeyi kabul ettiler. New York Başsavcılığı’nın, ABD Sermaye Piyasası Kurulu ve diğer yetkili makamlarla ortaklaşa sürdürdüğü soruşturma sonucunda firmalar, çalışma tarzlarında müşterileri koruyan değişiklikler yapmayı kabul ettiler.

Kamuoyunda, resmi makamlarla borsa kuruluşları arasında varılan anlaşmanın önemli belirsizlikler taşıdığı ve firmaların yeteri kadar cezalandırılmadığını yönündeydi. Ancak yapılan bir araştırma, firmaların itibar zedelenmesi sonucu gördükleri zararın devletin verdiği cezadan çok daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Sözkonusu etik dışı davranışları yapan firmalar piyasa değerlerinin %41’ini kaybettiler. Böylece Hukuk sisteminin verdiği cezadan toplamda 7 kat daha fazla zarar etmiş oldular (The Cost to Firms of Cooking the Books; Jonathan M. Karpoff, D. Scott Lee, Gerald S. Martin).

Kazananlara ve Kaybedenlere Bakmak

Elbette dünyada her zaman, etik iş ilkelerine uymamanın ortaya çıkmayacağını ve iş hayatlarına olumsuz bir etkisinin olmayacağına inanan şirketler her zaman olacaktır, ancak bu düşüncede olan şirketlerin bile itibarları konusunda endişe etmeleri gereken iki ana sebep bulunuyor:

İlk olarak şirketlerin etik dışı iş uygulamaları ifşa olursa ve bunun sonucunda devlet müdahale ederse sonuçlar çok daha ağır hale gelecektir ve şirkete maliyeti, iş etiği ilkelerine önem vermesinden çok daha yüksek olacaktır. İkinci olarak da devlet müdahalesinden çok daha ciddi bir tehlike bulunuyor aslında: Güven Kaybı. Yapılan araştırmalar, çalışanların, iş ortaklarının, müşterilerin, genel olarak tüm paydaşların güven kaybının uzun vadede şirketlere çok büyük finansal zararlara sebep olacağını net bir şekilde ortaya koyuyor (Business Ethics (2002/2003), 14th ed., John E. Richardson Editor, McGraw-Hill/Dushkin, Guilford, Connecticut).

Sonuç olarak iş etiğinin, bir kurum için otomatik bir kazanç ve büyüme mekanizması olduğunu söylemek abesle iştigal olabilir; kârı yaratan mekanizmalar oldukça karmaşıktır ancak bir kurumun kârlılık artışını sağlayan temel unsurlardan birinin iş etiği olduğunu görmemek de eşit oranda zayıf bir bakış olacaktır. Herkesin herşeyi hem de büyük bir hızla gördüğü ve diğerleriyle paylaştığı 21. yüzyılda hem sürdürülebilir büyüme ve kazanç sağlayanların hem de itibarlarını ayaklar altında çiğnetenlerin listesine baktığımızda bunu açık ve seçik görmek için çok da büyük merceklere ihtiyacımız yok gibi…

 

Ali Cem Gülmen

INmagazine Yayın Yönetmeni

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir