Dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye, yüksek ekonomik büyüme potansiyeline sahip jeostratejik bir ülkedir. Bölgesinde doğu ile batı, kuzey ile güney arasında ticaret merkezi, Doğrudan Yabancı Yatırım (FDI-Foreign Direct Investment) için umut vadeden bir arazi olmakla birlikte, düzenleyicilik / iş ortamındaki tehlikeler ile, yolsuzluğa karşı bütünlük, uyumluluk, sorumluluk ve şeffaflık konularındaki çalışmaları beraberinde, eşit şartlar sağlamaya yönelik faaliyetleri için ivedilikle çağrıda bulunmuştur. Yakın tarihli bir AB Komisyonu tarafınca yapılan Türkiye’deki ticaret ve yatırım potansiyeli incelemesi, düzenleyici konular nedeniyle Türkiye’deki yabancı yatırımcıların bir kısmının iş güvencesi yönünden mağdur olduğunu ortaya koymuştur [1].

Dünyanın dört bir yanından gelen kanıtlar, yolsuzluğun ekonomik kalkınmayı engellediğini, sosyal politikaları azalttığını ve yatırımları altyapıya, kurumlara ve hizmetlere yönelttiğini doğrulamaktadır. Bu nedenle yolsuzluk, insan gelişimini ve insan güvenliğini olumsuz yönde etkileyen bir ekonomiyi, demokrasiyi, insan haklarını ve iyi yönetim eksikliğini yansıtmaktadır. Dolayısı ile, giderek küreselleşen dünya düzeninde, uluslararası toplumlardan, yolsuzlukları önlemek adına çok taraflı kurumlardan, insan hakları örgütlerinden ve bölgesel güvenlik bloklarından ziyade, kamu kurumlarının daha fazla sarsılmasını ve yoksulluğun alevlenmesini önlemek, sürdürülebilir insan gelişimine yönelik tehditleri azaltmaya ve sektörler arası olası dağılma etkilerinden kaçınmaya yönelik sürekli bir talebin olduğu şaşırtıcı değildir.

Yolsuzluk ile mücadelenin ancak ülkenin özel işletmelerinin dahil edilmesi ile etkili olabileceği aşikardır. Bu bağlamda, etkin bir yolsuzlukla mücadele stratejisi, piyasanın bütünlük riskleri ve yapılan işin yerel kültürünün, bir ülke yönetiminin, ekonomik ve politik ortamın ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir.

Bu bakımdan işletmeler aynı zamanda, yolsuzlukla mücadele girişimlerine yönelik taleplerini ve aidiyetliklerini de artırabilmektedirler. Bununla birlikte, gerekli olan bütünsel bir yaklaşım, iyi eğitim almış profesyoneller, değerlendirmelere ilişkin tutarlı veriler ve karşılaştırmalı değerlendirme; doğrulanabilir sonuçlar için temel alınabilir.

Etkin yolsuzlukla mücadele stratejileri, olası tüm kaynakları ve direnme türlerini ele alacak yeterli yöntemleri içermelidir. Bu nedenle, yolsuzlukla mücadele stratejilerinin başarılı bir şekilde uygulanması için kapsamlı bir “değişim yönetimi” süreci geliştirilmelidir.

Farklı yolsuzluk ölçüm araçları, kamuoyunun, yolsuzluğu ülkede devam eden ve yaygın bir sorun olarak tanımladığını vurgulamaktadırlar. Türkiye’nin OECD gibi uluslararası gereksinimleri ile birlikte AB üyelik süreci boyunca ve aynı zamanda UNCAC değerlendirme süreci de, yolsuzlukla mücadele alanındaki ilerlemenin önemini vurgulamaya vesile olmaktadır.

Yatırımcılara göre Türkiye, istikrarlı bir ekonomiye, nitelikli ve rekabetçi işgücüne sahip, stratejik olarak yerleşmiş, Avrupa’nın enerji koridoru ve terminali olarak nitelendirilen, Doğu ile Batı arasında lojistik bir merkez konumunda, düşük vergiler ve teşvikler sağlayan, 1996 yılından itibaren AB ile gümrük birliği olan, büyük bir iç pazarı bulunan bir ülkedir. Yolsuzluğun sonucu itibariyle yatırım ortamı ve haksız rekabet, tek engel olarak görülmektedir.

Hem akademik hem de dış temsilcilerin incelemelerinden elde edilen verilerin çoğunda, Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele için önemli hukuki ve kurumsal yollara sahip olduğuna dikkat çekilmektedir. Temel sorun, mevcut araçların verimliliği ve işletmeler tarafından kabul edilip benimsenen seviyedir.

Bu çerçevede, TICE, sürdürülebilir uluslararası standartlara ulaşma potansiyelini arttırırken, bütünlük risklerini etkin bir şekilde yönetmek ve özel sektördeki yolsuzluklar ile mücadele etmek için göz önünde bulundurulması gereken muhtemel ve gerekli tedbirleri ele almaktadır.

 

 

“Turkish Integrity Center of Excellence, Siemens Integrity Initiative tarafından desteklenmektedir.”